DEVRİME ADIM ADIM


 
KapıAnasayfaRadyoTakvimSSSAramaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 İslamiyet Dört Karıyla Yaşanır

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
firaarii
Admin
Admin
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 135
Yaş : 29
Nerden : bilinilmeyenden
Hangi Takımlısınız : beşiktaş
Ruh Hali :
Kayıt tarihi : 02/06/08

Rep puanı
Rep Puanı:
10/1000  (10/1000)
ceza puanı:
0/10  (0/10)
MesajKonu: İslamiyet Dört Karıyla Yaşanır   C.tesi Haz. 07, 2008 8:35 pm

Üç karısı olduğunu doğrulayan Tekbir Giyim'in sahibi Mustafa Karaduman, "İslamiyet'i yaşadığını" belirtiyor.
Doğrudur, İslamiyet'i "yaşayacaksanız" dört kadın caizdir.
Yine İslami ahkâma (hükümlere) göre, erkek kadına üstündür; kocası karısını vurarak terbiye edebilir; kız çocuğu mirastan erkek kardeşlerinin üçte biri kadar pay alır, vb vb.

BAYKAL'IN "İSLAMİYET'İ YAŞAYALIM" VAADİ

Deniz Baykal CHP 32. Olağan Kurultayı'nda benim saydığım üç kez yurttaşlara "Herkes İslamiyet'i serbestçe yaşayacak" vaadinde bulundu. Baykal, "İslamiyet'i yaşayalım, ama devlet hayatını dine göre düzenlemeyelim" diyor.
İslamiyet Tekbir giyimevi sahibinin yaşadığı gibi yaşanır. "İslamiyet'i yaşayalım" dediğiniz zaman, 7-18. yüzyılın hayatını yaşamayı caiz gören bir fetva vermiş olursunuz.
Baykal 48 yıllık dostumdur; Kemalist Devrim'in laikliğinin ne olduğunu da bilir ve yaşar.
Peki, bu "İslamiyet'i yaşayalım ama devlet de dinin dışında olsun" görüşü nereden geliyor?
Bu görüş Kemalist Devrim'in laikliği değildir; Batı'nın laikliği de değildir; laiklik değildir daha doğrusu.

SOSYAL DEMOKRATLAR KİMDEN ÖĞRENDİ

Bu "İslamiyet'i yaşayalım" davasını, sosyal demokratlarımız kimlerden öğrendi?
Tayyip Erdoğan'lardan, Abdurrahman Dilipak'lardan, Fehmi Koru'lardan, Hasan Karakaya'lardan vb öğrenirler.
Bayar-Menderes döneminde bile bu tür laflar yoktu.
Cumhuriyet Devrimi ve çağdaş toplum karşıtları, "Devlet bize karışamaz, biz İslamiyet'i özgürce yaşacağız" diyorlar. Sosyal demokratlar ve bir kısım yetersiz ilericiler, yüzde 47 oyların bu "İslamiyet'i yaşarız" propagandasıyla alındığını düşünüyorlar. Şimdi onlar da yüksek oy almanın sırrını buldular. Sır mı yoksa gericilik karşısında eziklik mi, bu da tartışmalı.

DİN TOPLUM HAYATINDA YAŞANAMAZ

Baykal'ın unuttuğu CHP'nin laikliği şudur: Din, toplum işlerine karışamaz. Toplum, din kurallarına göre düzenlenemez. Toplum ve bireyler, İslamiyet'i yaşayamaz; çağdaş ve demokratik ölçülerde yaşar.
Dikkat ediniz, CHP'nin 1927, 1931, 1935 programları, 1925'te yenilenen Vatana İhanet Kanunu, 1936 Türk Ceza Kanunu, 1937 Anayasası ve Devrim Kanunları; CHP Genel Başkanı'ndan farklı; hatta onun tanımını reddeden bir laiklik tanımı yapıyorlar.
O programları topladım ve bir incelemeyle sunuyorum. "Atatürk'ün CHP Program ve Tüzükleri" başlıklı kitabım, yakında Kemalist Devrim dizisinin 6. kitabı olarak Kaynak Yayınları'nca yayınlanacak.
Evet, CHP 1927 programından beri Kemalist Devrim'in laiklik tanımı şöyledir:
-Din vicdan işidir.
-Din, toplum ve devlet işlerine karışamaz.
Yani yalnız devlet hayatı değil, toplum hayatı da dinle belirlenemez. Daha açık deyişle Devlet de İslamiyet'i yaşayamaz; toplum da İslamiyet'i yaşayamaz. Birey de toplumsal ilişkiler düzleminde İslamiyet'i yaşayamaz!
İslamiyet'in yaşanacağı alan bir tek inançtır ve ibadettir.
Yani insanlar özgürce inanır veya inanmaz.
Yine insanlar, inandıkları ibadeti özgürce yaparlar.
Cumhuriyetimizin laiklik anlayışı konusunda geniş bilgi için "Kemalist Devrim-2 Din ve Allah" kitabına bakılabilir.

TOPLUM BİREYSEL YAŞAMLARIN TOPLAMIDIR

Toplum hayatı nedir?
Ekonomidir, kültürdür, ailedir, her türlü toplumsal ilişkidir. Ekonomiden kültüre, hatta aile hayatına kadar Türk hukukuna göre ve Cumhuriyet'in yasallığına göre, İslamiyet'i yaşamak yasal değildir. Cumhuriyet hukukuna göre, çok eşlilik yasal değildir.
Kimse kız çocuklarının miras hakkını erkek çocuklarının üçte birine indiremez; hiç kimse İslamiyet'i yaşamak adına karısına darpta bulunamaz. Kimse ticaret, aile, mülkiyet hukukunu veya kültür hayatını İslami esaslara göre yaşayamaz. Çünkü bütün bu alanlar din dışı kurallar ile düzenlenmiştir ve bireyin kendi özgür tercihine bırakılmamıştır. Bırakılamaz da! AKP de bunu yapamaz. Bu alanda ancak bol bol yalanlar söylenir; insanlar Allah adına aldatılır!
Çünkü yaşam, bireysel değil; toplumsaldır. İnsanlar birey olarak yaşayamazlar, başka insanlarla ilişki ve bağlar içinde yaşarlar. İşte o ilişki ve bağları kimse inancına göre, dinine göre, mezhebine göre yaşayamaz. Her birey, kendi hukukunu koyamaz. Çünkü hukuk insanlar arasındaki ilişkileri düzenler. Ailede, iş hayatında, ticarette toplum hayatının her cephesinde insanlar birbiriyle ilişkiye girerken, kimse "Ben İslam'ı yaşıyorum", "Hıristiyanlığı yaşıyorum" veya başka bir inanç veya inançsızlığı yaşıyorum diyerek istediği yaşamı dayatamaz. Osmanlı'da bile bu yoktu ve olamazdı!

MEDİNE SÖZLEŞMESİ'NE DÖNÜLEBİLİR Mİ?

Dinci çevreler "Medine Sözleşmesi"ni örnek göstererek, "Bütün inanç toplumları kendi hayatlarını yaşama özgürlüğüne sahiptir" diye bir görüş getirdiler ve en sonunda sosyal demokratlarımız, Baykallar dahi bu görüşe teslim oldular.
Vahimdir ve imkânsızdır.
Feodalizme geçiş dönemlerinde ve çok kısa süreler için böyle anlaşmalar ender olarak görülmüştür, ama yürümemiştir. Çünkü yürümesi, devlet hayatına aykırıdır. Bu, kabileler arası anlaşmalar döneminin kalıntısıdır. Bugünü düşünelim.
Türkiye'de Sünnisi, Alevisi, Hıristiyanı, Musevisi, hatta cemaat ve tarikatlar ve hatta etnik topluluklar veya din dışı ölçülerde yaşamak isteyen insanlar; birbiriyle nasıl alışveriş yapacak, nasıl iş ilişkisine girecek, nasıl aile ilişkisine girecek, birbiriyle nasıl futbol maçı yapacağa kadar, toplum hayatının çeşitli cephelerinde nasıl ilişkilerde bulunacak?
O nedenle insanlara İslamiyet'i yaşama vaadinde bulunmak, Kemalist Devrim'i, çağdaş toplumu reddetmenin ötesinde gerçekçi olmayan boş bir vaattir; bir siyasal aldatmacadır.
AKP gibi partiler, toplumu "İslamiyet'i yaşatacağız" diye aldatıyorlar. Aslında bu yalan vaat, Halk Bankası'nın ve Vakıflar Bankası'nın kasasına girmek; beyzadelere gemicikler almak; ekonomiyi yağmalamak ve devleti de bu amaçla kullanmak içindir. Yaşanan İslamiyet değil, fakat bir talandır. Aslıda Osmanlı devleti de, birçok feodal devlet de toplum hayatını o günün sınıfsal ihtiyaçlarına göre düzenlemişlerdi.

MUSTAFA CELALETTİN PAŞA'NIN GEMİSİNE DÜŞMEK

Türk Devrimi'nin laikliği daha 19. yüzyılın sonlarına doğru Mustafa Celalettin Paşa tarafından formülleştirildi: Yalnız din ve devlet işleri değil, din ve toplum işleri de ayrı olacak!
Din yalnız devlet hayatına değil, toplum hayatına da karışamaz!
Atatürk, Mustafa Celalettin Paşa'nın bu formülünü benimsedi, 1927 yılından başlayarak CHP programlarına yerleştirdi ve Cumhuriyet hukukunun temeline oturttu.
Sosyal demokrasinin bırakalım Atatürk'ü, 19. yüzyılın Mustafa Celalettin Paşasının gerisine düşmesinin nedenleri tartışılmalıdır.

FARZ MI DEĞİL Mİ TARTIŞMASIYLA NEREYE?

Bu AKP'leşme olayını türban tartışmalarında da gördük. İslami yaşama göre türban farz mıdır, değil midir tartışmasına girildi. Bu da tartışılır, itirazımız yok. Ancak meselelerimizi farz mı değil mi sorusuna göre çözeceksek, laiklik diye, çağdaş toplum diye, Türkiye diye, milli devlet diye bir şey kalır mı?
Türban dâhil, bütün meselenin çözümünde tek bir soru olmalıdır: Halkın özgür, çağdaş, mutlu yaşam ihtiyaçlarına uygun mudur değil midir?
Farz, yalnızca tek tek bireylerin inanç ve ibadet alanlarında geçerlidir. Hiçbir farz, vicdanların içinden taşırılıp toplum hayatına yön veremez.
Bunu hiç kimse Suudi Arabistan'da veya İran'da bile yapamaz.
Çünkü inanç ve ibadet dışındaki farzlar ve hükümler, 15. yüzyıldan sonra kurulan yeni toplumlardaki geçerliğini adım adım kaybetmiştir. Hatta o zamanlar çağına öncülük eden İslam devletleri ve uygarlıklar dahi başarılarını bilime ve içtihada borçludurlar.

AKP İLE YARIŞARAK SÜRÜKLENİLECEK YER

Hz. Muhammed'in önderlik ettiği İslam, kabile toplumundan ticaret uygarlığına geçişin büyük devrimiydi. Her devrimin yarattığı toplum, tarihseldir; devrini tamamlayınca, o toplumu yaşama iddiaları, ancak eskiyen bazı azınlık çıkarlarının örtüsü olur.
Bu, çağdaş devrimler için de geçerlidir. İslamiyet dâhil bütün devrimleri, Kemalist Devrim ve sosyalist devrimleri de, farzlara göre değil, tarihselliğe göre tartışmak biricik bilimsel ve gerçekçi tavırdır.
Hiç kimse AKP ile yarışa girerek Cumhuriyet Devrimi'ni savunamaz ve Türkiye'nin önündeki sorunları çözemez. Oy alabilir mi?
Oy da alamaz!
AKP'yi örnek alarak oy alacağını sananlar, AKP'nin oyunu çoğaltır ve Türkiye'nin bu felaketlere sürüklenişi önünde kendi de sürüklenir gider.
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
İslamiyet Dört Karıyla Yaşanır
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
DEVRİME ADIM ADIM :: Devrim :: Atatürk Köşesi :: İlkelerimiz :: Laiklik-
Buraya geçin: