DEVRİME ADIM ADIM


 
KapıAnasayfaRadyoTakvimSSSAramaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Başörtüsü Klavuzu

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
firaarii
Admin
Admin
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 135
Yaş : 29
Nerden : bilinilmeyenden
Hangi Takımlısınız : beşiktaş
Ruh Hali :
Kayıt tarihi : 02/06/08

Rep puanı
Rep Puanı:
10/1000  (10/1000)
ceza puanı:
0/10  (0/10)
MesajKonu: Başörtüsü Klavuzu   C.tesi Haz. 07, 2008 8:38 pm

Benim gibi 70′lerde doğanların en büyük talihsizliği bütün ömürleri boyunca aynı konuların usanmadan tartışıldığı bir ülkede yaşamak herhalde. Komik olan şu ki, 20 yıldır, özellikle baskıcı, devletçi Kemalist kesimde kullanılan argümanlarda hiçbir yenilik yok.. Gerçi hakkını yememek lazım, Şerif Mardin’in dile getirdiği “mahalle baskısı” iyi bir sığınak sağladı. Mardin, sosyolojik açıdan Said Nursi ve Nurculuk akımını modernist bir akım olarak nitelediği kitabı nedeniyle camiadan aforoz edilmiş olsa da, konu “mahalle baskısı” olunca birden aynı insanlar tarafından el üstünde tutulmaya başlandı. Sonra hoca sözlerinin yanlış anlaşıldığını, kast ettiğinin çarpıtıldığını söylese de bizim laikçi kesimin çoktan nur topu gibi bir argümanı olmuştu. “Mahalle baskısı” başarısından sonra Ertuğrul Özkök’ün kelime türetmece canhıraş çabalarını müşahede ettik, fakat elle tutulur yeni bir argümana şahit olamadık. Mehmet bey’in dediği gibi “Allah kimseyi argümansız bırakmasın !”Argüman: Başörtülüler üniversiteye sokulursa mahalle baskısı olur, herkes başını örter.

Cevap: Balık hafızalı bir toplum olduğumuz için, 28 şubat öncesi bazı üniversitelerde başörtülü kızların serbestçe eğitim görebildiğini unutabiliyoruz. Ve “herkes başını örter” cümlesi içinde iradesiz, bön, kendi başına karar yetisi bulunmayan çocukların olduğu öngörüsü var. Üniversite gençliğimizi bu ifadeden tenzih ediyorum.

Ayrıca mahalle baskısı okula mahsus bir şey değil, başörtülü okul dışında başını örtüyor. Baskı yapıyorsa zaten yapıyor. Buna karşın başörtülü öğrenci için söz konusu olan farazi, vehmi, virtüel bir baskı değil… Devlet eliyle tüm imkanları gasp ediliyor. Devlet “Seni ne okuturuz, ne kamuda çalışabilirsin, ne öğretmen olabilirsin, hatta dershanede bile çalışamazsın” diyor. Özel şirketlere de “mahalle baskısı” yapılarak “yeşil sermaye” olarak nitelendirilmemeleri için vitrinlerinde pek başörtülü bulundurmaması zımnen tavsiye ediliyor (hatırlayınız: 28 şubat sürecinde yeşil sermaye listeleri). Nitekim aynı “mahalle”, hiçbir şirketinde başörtülü çalıştırmıyor, başörtülü çalışanları olan şirketlerle hiçbir ortak iş yapmıyor, çalışanlarının eşlerinin başörtülü olmamasına özellikle hassasiyet gösteriyor.

A: Başörtüsü özgürlükse mayo da, bikini de serbest olsun o zaman…

C: Valla bence bir mahzuru yok. Bikinili ve tangalı bacılarımıza sahip çıkmaya hazırım. Bunun her gün yeni versiyonları çıkmaya başladı şimdi. Belediye tesislerinde içki serbest olsun, eşcinsellere de özgürlük verilsin, Budist, ateist semboller de serbest olsun, miki dini kulaklarıyla girmek de serbest olsun bla bla. Benim anlamadığım şu ki, bu arkadaşlar bu denli özgürlükçüyse neden 301.madde, Orhan Pamuk, Atilla Yayla vs. konusunda bu derece sapkınlar. Bir diğer anlamadığım tüm anketler halkın tamamına yakınının üniversitede başörtüsünün özgür olmasını savunduğu ortadayken bu kadar çatlak ses neden ve hangi saiklerle bu kadar çok yükseliyor?

A: Şimdi türbana özgürlük tanırsak yarın bunlar çarşaf, sarık da giyerler.

C: Şimdi üniversitede türbanı yasaklarsanız yarın sokakta, daha sonra evin içinde de yasaklarsınız. (Bkz: A.Necdet Sezer “Gerekirse dini özgürlükler de baskı altına alınabilir…)

A: Türban bizim geleneksel kültürümüze ait bir kıyafet değil, Arap üniformasıdır.

C: Taraf gazetesinde Sivilay abla nın dediği gibi, biz sadece geleneksel kıyafetler giyeriz halbuki. Blue jean Selçuklulardan kalma mahalli kıyafetimizdir mesela. Göbek piercing’i çok kadim bir şaman ritüelidir. Bildiğimiz tüm geleneksel Anadolu kıyafetlerinde sırt dekoltesi standarttır…

A: Türban ayrı, başörtüsü ayrı…

Cevap: Şimdiye kadar ikisinin farkını anlatabilecek bir mert meydana çıkmadı…

A: Türban siyasi semboldür.

C: Hilal şeklinde bıyık da, orak şeklindeki favori de öyle. Hatta cumhurbaşkanlığı seçimi sürecinde toplumun en temel ortak öğesi olan “bayrak”ın bile siyasi malzeme olarak kullanıldığına şahit olduk. Atatürk de en temel siyasi sembol olarak kullanılıyor mı Türkiye’de? Hatta en temel kamplaşma malzemesi (bkz: “Atatürk’ü seviyor musun sen onu söyle bana!”) Kaldı ki türban bir sembol değil, öyle olsaydı neden kadınlar başlarındakini çıkarıp onun yerine ayrı bir sembol oluşturmuyor da ya okulunu bırakıyor, ya yurt dışına gidiyor, ya da acayip peruklar takıyor? Gerçek şu ki “Türkiye’de başörtüsü sorunu yoktur, empati sorunu vardır !”

A: Anamızın başörtüsüne karşı değiliz.

C: Değilsiniz, çünkü ananızın sosyal statüde sizinle bir paylaşımı yok. Zira kızlar başlarını anamız gibi bağlasalar da okula almıyorlar, Sophia Loren gibi bağlasalar da. Nasıl içeri alacaklarına dair herhangi bir tariften de kaçınıyorlar. Çünkü birçok kişinin açık sözlülükle ifade ettiği gibi onlar, kafasının içindekine karşılar !

A: Başörtülü bir kız üniversitede başı açık olana “ben inançlıyım, sen inançsızsın” mesajı vermiyor mu?

C: Ben de bazen içki sofrasında “ben çağdaşım, sen gericisin” mesajı alıyorum, ama üzerinde durmuyorum, arkadaşlarımla oturup sohbet ediyorum. Havadan nem kapmaya müsaitsen zaten her kıyafeti, hareketi, sözü olumsuz olarak yorumlayabilirsin. Başörtülüler uzaydan gelmedi, hepimizin ailesinde var; kapalılar açıklarla barış içinde yaşıyor, kimse de birbirinin kıyafetinden alınmıyor. Bu yüzden bu argüman evham bile değil. Başörtüsü toplumu bölüyor diyenler, bunu söylemekle zaten bu bölünmeye hizmet etmiş olmuyorlar mı?

A: Başörtüsü laikliğe aykırı değil mi?

C: Başörtüsünün yasaklanması laikliğe aykırı. En katı laiklik görüşüne sahip Fransa’da bile üniversitelerde böyle bir yasak yok.

A: Her ülkenin kendi laiklik anlayışı farklıdır.

C: O zaman adına laiklik denmez. Bizimki de çikolata ama biz etle sarımsaktan yapıyoruz diyemezsiniz.

A: Bilim ile inanç çelişir. Türban takan kız “biz senin bilimine inanmıyoruz” demek istiyor. (Deprem Profesörü Celal Şengör)

C: Dinsiz bilim topaldır, bilimsiz din kördür. (Modern bilimin babası Albert Einstein)

A: AİHM kararı var.

C: AİHM kararı, mevcut anayasaya göre gerekçelendirildi. Anayasa değişince bir geçerliliği kalmayacak.

A: Atatürk’ü seviyor musun sen onu söyle !

Cevap: ?*!%
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Başörtüsü Klavuzu
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
DEVRİME ADIM ADIM :: Devrim :: Atatürk Köşesi :: İlkelerimiz :: Laiklik-
Buraya geçin: