DEVRİME ADIM ADIM


 
KapıAnasayfaRadyoTakvimSSSAramaKayıt OlGiriş yap

Paylaş | 
 

 Miliband Ve Gorbaçov

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
firaarii
Admin
Admin
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 135
Yaş : 29
Nerden : bilinilmeyenden
Hangi Takımlısınız : beşiktaş
Ruh Hali :
Kayıt tarihi : 02/06/08

Rep puanı
Rep Puanı:
10/1000  (10/1000)
ceza puanı:
0/10  (0/10)
MesajKonu: Miliband Ve Gorbaçov   Paz Haz. 22, 2008 2:43 pm

Amerika ve Avrupa'nın, AKP hakkında açılmış olan kapatma davası ile ilgili tutumlarını biliyoruz. Batılıların, neden her türlü diplomatik nezaket kuralını bir yana bıraktıkları, üzerinde önemle durulması gereken bir noktadır.
Son olarak Kraliçe ile birlikte Türkiye gezisine katılan İngiliz Dışişleri Bakanı David Miliband, Ali Babacan ile yaptığı görüşmenin hemen ardından Türk meslektaşı ile birlikte yaptığı basın toplantısında; "Hükümetleri yargıçlar değil, halk seçer" sözlerini sarf etmek cüretini gösterdi.

Miliband bu sözleri söylerken yanı başında, "Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı" sıfatını taşıyan Ali Babacan duruyordu. Bırakın herhangi bir tepkiyi, yüzündeki mütebessim ifadeyle Ali Babacan, isminin başındaki sıfatla ilgisinin olmadığını bir kez daha kanıtlamış oldu.

Ama konumuz Ali Babacan değil. Batılıların, kendilerini neden kaybettiklerini üzerinde duruyoruz.

Morton Abromowitz'den sonra Amerika'nın bir diğer eski Ankara Büyükelçisi Mark Parris de, The Wall Street Journal gazetesine yazdığı makalede, Amerika'nın Türkiye'deki gelişmeleri seyrettiğini, oysa AKP hakkında açılmış olan davaya aktif müdahale etmesi gerektiğini yazdı.

Neredeyse hemen her gün duymaya alıştığımız bu çıkışlar üzerinde durmak gerekiyor.

Çünkü Batılıların bu hesapsız küstahlıklarında Türkiye'nin çözümü yatmaktadır.

MİHAİL GORBAÇOV

İngiltere kraliçesinin Türkiye ziyareti sırasında İstanbul'da bir konuğumuz daha vardı: SSCB'nin dağılmadan önceki son Cumhurbaşkanı Mihail Gorbaçov, Uluslararası Ulaştırma Kongresine katılmak üzere gelmişti.

Bu arada çok sayıda gazeteci ile bir kahvaltıda bir araya geldi. Gazeteciler köşelerinde izlenimlerini aktardılar. Bu yazılardan öğrendiğimiz kadarıyla Gorbaçov, o kahvaltıda özetle şunları söylemiş:

'ABD'nin artık tek süper güç konumunu sürdürebilmesi mümkün değil. Rusya ise Putin ile birlikte toparlandı ve büyük bir gelişme gösteriyor.

'Bir çok konuda Rusya olarak yanlışlar yaptık. Ama yaptığımız yanlışların özeleştirisini de yapmayı bildik. Amerika ise çok yanlış yapıyor. Ama hiç özeleştiri yapmıyor.

'Devlet Başkanlığım sırasında yaptıklarımın tümünün doğru olduğundan emin değilim.

Atatürk büyük bir lider. Bir çok konuda karar vermeden önce Atatürk'ün o konuda ne yaptığına bakarım.

'Avrupa Birliği kapısında çok vakit kaybediyorsunuz ve çok emek harcıyorsunuz. Oysa Türkiye ve Rusya her bakımdan birbirini tamamlar ve çok geniş işbirliği olanakları var.'

Gorbaçov'un Rusya ve ABD üzerine söyledikleri, bugün hemen herkesin üzerinde hemfikir olduğu gerçekler. Öte yandan kendi iktidar dönemi ile ilgili olarak söylediği sözler; SSCB'nin dağılmasında bir lider olarak oynadığı olumsuz rolü görmesi, bir devlet adamı olarak onun lehine kaydedilmesi gereken bir artı puan.

Konumuz açısından önemli olan Gorbaçov'un; Türkiye'nin önündeki Batı'nın kapısında sürünmek olarak özetleyebileceğimiz dış politikasına alternatif, başka bir seçeneğe işaret etmiş olmasıdır.

RUSYA, ÇİN, HİNDİSTAN, İRAN

Nasıl bir dünyada yaşıyoruz? Batı ekonomik, toplumsal ve askeri çıkmazlar içinde debelenirken, bütün bu alanlarda büyük atılımlar gösteren ülkeler Türkiye'nin hemen yanıbaşında.

Gorbaçov, Rusya özelinden hareketle bu gerçeğe parmak bastı.

Bir yanda Türkiye ile ilgili her türlü yıkıcı ve bölücü faaliyetin arkasındaki Batı;

Öte yandan, Türkiye'ye sürekli dostluk elini uzatan bütün bir Doğu dünyası.

Bir yanda kaderini Batı ile birleştirmiş AKP;

Öte yanda AKP'nin Ortaçağ özlemcisi ve Batı işbirlikçisi politikasını Türkiye Cumhuriyeti için yıkım olarak değerlendiren yurtsever güçler…

İşte bu tablo içinde Avrupa ve Amerika, Türkiye'nin önündeki seçeneğin; basit bir Parti kapatmanın ötesinde, tarihi bir fırsatı değerlendirmek olduğunu görmektedirler.

Yani Türkiye şimdi, 60 yıllık Atlantik politikasına son noktayı koyabilir ve yeniden Atatürk'ün Bölge merkezli dış politikasına dönebilir.

AKP'nin kapatılması Türkiye açısından, böyle bir tarihi adımı atmak anlamına gelebilir..

Batılıları korkutan, telaşa düşüren ve her türlü ihtiyatı bir yana bırakarak; "ya herro ya merro" siyasetine yönelten budur.

DÜNYA NASIL ALT ÜST OLUR?

Türkiye'nin saf değiştirmesi, bir ülkenin dış politikasındaki basit bir değişiklik olayı değildir. Bunu en iyi Batılılar bilir.

Türkiye'nin Batı'nın emperyalist politikalarına tavır alarak, aynı tarihi, toplumsal ve kültürel dokuya sahip olduğu ve aynı Coğrafyayı paylaştığı Doğu Dünyasına yüzünü dönmesi, deyim yerindeyse "Dünyanın alt üst olması" demektir.

Rusya, Orta Asya Türk Cumhuriyetleri, Çin, Hindistan, İran ve Ortadoğu ülkeleri eksenine Türkiye'nin dâhil olması, yeni bir dünyanın doğuşu anlamına gelir.

Türkiye'nin bu yönde tercih yapması, bugünkü Şanghay İşbirliği Örgütü'nden çok daha büyük, kapsamlı ve işlevsel bir uluslar arası birliğin doğması olacaktır.

Doğaldır ki bu gelişmeden en büyük zararı, emperyalist Batı Dünyası görecektir.

Avrupa ve Amerika'daki telaşın sebebi budur.


İşçi Partisi Genel Başkan Vekili

Mehmet Bedri Gültekin
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
 
Miliband Ve Gorbaçov
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
DEVRİME ADIM ADIM :: Siyaset :: Makaleler-
Buraya geçin: